ilk kez arabasına bindiğimde saçlarım fönlüydü. boynumda onun bana aldığı, aylardır çıkarmadığım taşlı bir kolye; üzerimde siyah bir şort, siyah askılı bir bluz vardı. üzerimdekinin arkası bağcıklıydı. ayağımda ise siyah, topuklu ayakkabı.
ilk kez arabasına bindiğimde aslında ilk kez arabasına binmek değildi planım. öncesinde buluşacağımız yeri bulur ve araçtan inip beni öper diye düşünmüştüm. olmadı, olamadı.
öyle bir kayboldum ki bilmediğim şehirde, yaklaşık dört ay aynı çevrede dolaştım, dönüp durup aynı yere geldim. gitmeye çalıştım, bir baktım yine aynı adam. her yolun sonunda beni buluyordu ya da hiç ilerlemiyordum. ben yürüyordum topukluyla, o arabayla geliyordu, beni alacaktı gidecektik buralardan.
kayboldum. yolda kayboldum, onda kayboldum. iki saat sonunda kayboldum. aradı beni ve bir yerde bekle artık dedi, “yalnızken kayboluyorsun”. bekledim. beklerken durup düşündüm, ben zaten hep onu bekleyip durmuşum. bir okulun arkasıydı durduğum yer, caddedeki kaldırıma oturdum. kediler hep benim yanıma gelir, bu kucağıma geldi. çok sevdim, onu çok sevdiğimi anlattım. o da bir şeyler mırıldandı. onun da sevdiğini fark ettim. o kucağımdayken sigara yaktım, patisiyle yüzüme vurdu, kızdığını anladım, sigarayı söndürdüm. özür diledim, özürümü kabul etti ama gitti. bazen öyle olur. özür dilesen de gider dilemesen de. gitmek istemesi bile gitmesine izin vermen için yeterlidir. dönüp bakmadı geri, rastlamadım. ben o gittikten sonra da konuşmaya devam ettim. anlatmadım bu kez, sadece konuştum. nasıl kayboldum bu kadar, diye kendime sordum. onlarca kez yanından geçtiğim binalara baktım. aynaya baktım, kedi yüzümde iz bırakmış mı diye. aynayı çantama attım, çantada paket elime değdi, bir sigara daha yaktım. döndüm son kez ona baktım.
gidişini seyrettim ama kal da demedim. gitmeyi istemesi bile gitmesi için yeterli diye düşündüm.
telefonda tam yerimi tarif ettim, o da etti. ben onun olduğu yerden defalarca geçmiştim, hatırladım. bekle geleyim, dedim. sigaramı söndürdüm. yürürken sigara içemem, kadınlarda hoş durmuyor sanki, erkekleri hatırlamadım. sigara içmeyerek yürüdüm. arabasını gördüm, geri geri geldi. kocaman bir caddenin ortasında ilk kez arabasına bindim. ilk kez öptü beni. yolda arabalar vardı, normal. ilerlemedik ama, o an durduk. bazı anları insanlar durup kaydeder, ben kaydettim, sonra bu anları yazarım diye düşündüm. o gözlerini kapattı. erkeklerin yüzde 33’ü öpüşürken gözlerini kapatırmış, kadınların ise 97’si. o aslında gözlerini kapatmayan güruhtandı, öpüşürken güzelliğini seyrediyorum, derdi. ben mana veremezdim çünkü yüzde 97’deydim. gözleri kapatmayı öğretmeye çalıştım, öğrendi. elinden geldiğince yaptı ama o an açtı, yola baktı. etrafımızdan arabalar geçiyordu, sağ elini belimden çekti, vitese attı. sonrasında iki yabancıydık. o genel şeylerden söz ediyor, “bu kuleler çok eski bak, fatih döneminde yapılmış, şimdi restore ediliyor. turuncuya boyalı uçlarını görüyor musun? bak oralar yeni yapılan yerler. bir kısmı hala yapılmadı. bu ülkede böyle işte, böyle önemli şeylere en son vakit ayırıyorlar. bak bak gördün mü turuncu noktalar burada bitti işte.” tarzı şeyler söylüyordu.
kadınlar aşk sözcükleri, ilgi ister; erkekler yüzeysel, bilgi verir. o da bir sürü bilgi verdi yolculuk boyunca. bir daha kaybolmayayım diye. ben de olmadım. o anlatırken her şeyi hafızama kazıdım. bir şarkı çaldı mesela, hala aklımda. bazı şarkılar insanda sigara içme isteği uyandırıyor, ben de sigaraya uzandım. sigarama bir şey demedi bu kez. bazen der bazen demezdi. bazen bazı şeyler öyle olur, bu da onlardandı. yol biterken verdiği bilgiler öznelleşti, burası doğduğum yer, dedi. onun doğduğu yerde, onun yanında olmak aşık olan kişi için bir lütuf olmalıydı. oldu. o yola bakarken gözlerim doldu ama ağlamadım, onunla ilgili ne olsa gururlandım sanki, hep gözlerim yaşarırdı. ben de gözlerimi kapattım. hızlı gidiyorduk, diğer ilişkilere göre çok hızlı. o önüne bakıyordu, fark etmedi. gözlerim kapalıyken düşünmeye çalıştım. çok yaşadığımızı fark ettim. her koşulda birbirinin yanında duran, her şeyi birbirine anlatan, karşısındakinin aşkından şüphe edemeyecek kadar gözleri görmeyen bir çift, her koşulda birbiri için yaşayan.
gözlerim hala kapalıydı, zaten gözlerim görmüyordu, geriye gittim. geri geri gelip caddenin kenarında durdu, ilk kez öpüştük. bir şarkı çaldı arabada. şu an çalan şarkı da o ve ben onun bana aldığı kolyeyi bugün boynumdan çıkardım.
ağlamadım. sadece kolye üzüldü, gözlerim doldu, ellerim çaktırmadı, dudaklarım titredi, hayalim yıkıldı, vücudum soğuktu, demek ki fazla ileri gitmiş. kelimelerim bitti.