Bir zamanlar fırtınalar estirirdim

 

gemi fare

işten ayrıldım. detaylı anlatırım bir ara, şu an hala takip ediliyorumdur bazı “boş” insanlar tarafından. sonra burada okuduklarını gider yetiştirir, yetiştirdiği kişiler bana hakaret dolu şeyler yazarlar falan. kafam kaldırmıyor.

iyiydi. güzel insanlarla çalıştım, her zaman yaptığımı yaptım.

sonra ilkesizleşti ortam. ben de geminin faresi oldum. 

bugün ilk gün. aslında dün kararı verdim, bugün de istifamı. gündüz kötüydü biraz. telefon trafiği yoğundu. alakasız insanlar aradı, demek ki iyiymişiz. o yanımda oluyor bir de. onu seviyorum ve hep söylüyorum.

bir süre oyalanırım şimdi. o sürede buraya yazarım. zaten uzaklaşmayı sevmiyordum buradan. yazmak iyi, içmek güzel. yağmur da huzur veriyor bu ara. bir de iyiler kazansın. şimdilik söyleyeceklerim bu kadar.

11/29/2011 - Audio

[Flash 9 is required to listen to audio.]

yeni bir hayata başlıyorum. her ne kadar ergen cümlesi olsa da, hep söyleyip hiç yapamasam da, farklı bir şeyler olacağını kendime anlatmam lazım.

yeni bir hayata başlıyorum ya, belki giderim. gitmek bana iyi gelir hep. yalan söylüyorum, iyi gelmeyeceğini de biliyorum. sevdiğim yerler var aslında, bir bira bardağı, biraz deniz, güzel gözleri var. çok zaman geçti görmeyeli. ama bazı şeyler değişmez, yine de değiştiğine inandırmam lazım kendimi. yeni bir şeyler olacağına, sabah farklı uyanacağıma alıştırmam lazım. uyumamam lazım belki, bazı üzüntüler günışığıyla vurur yüzüne, acı çekeceğimi düşünüyorsam uyumamam lazım.  içim kapkaranlık, sabaha kadar ağlarsam ancak açılırım. açılsam ne yazar gerçi, herkese açılsam, herkes bana hak verse; o dinlese, bu dinlese… kendimi haklı bulsam ne yazar. onun fark etmediği şeyler benim için değersizleşiyor. aylardır kendi romanımda bile başrolde oynamıyorum. şimdi yakmam lazım her şeyi, baştan yazmam lazım. güçlenip küllerimi bulmam, eşelemem lazım. ıslakken ısınamam, gözlerimi silmem lazım. isyan etmem lazım belki, iyi gelir, “neden beni sevmedi?” diye çıldırmam lazım. kendime kızmam lazım en çok, değersizleştiğime yanmam lazım. alev almam lazım. yeni bir hayata başlamam lazım.

az votka, çok aşk

bebek prensim, şansım. ben hep en kötüyü düşündükçe en iyiyi yaşattın bana. bugün yeni ayımıza girdik bak. sen yine unutmadın, gece yarısından sonra kutladın. resmen sen benim masal kahramanımsın. ilk günden beri hep böyle düşündüm. ve hep “bu kadar şanslı mıyım ben?” diye kendimi sorguladım. hayalini bile kuramayacağım bir şeydin. en kötü ihtimalle zamanla biter sandım. bir de zamanla biter sandım hep aşk. her gün, her konuşmamızda beni sevdiğini söyledin, benimle olduğun için ne kadar şanslı olduğunu. her an ilgin üzerimdeydi, her an ne düşünüyorum takip ettin, azıcık sussam, dursam fark ettin. zamanla biter sanıyordum ben aşkı. azalır, ilgi dağılır, başkaları araya girer, en yaygını; erkek sıkılır. bizde hiç sıkılmadın ya. aylar sonra bile sürprizlerle geldin. zor dönemlerden geçtik biliyorum. hep ben alttan almışım, affedici olmuşum öyle dersin. hep o kadar inandım ki aşkına ama, alttan almama şansım yoktu; sen gidersen ben de kalamazdım. alttan alarak sana iyilik yaptığımı sanma mesela. aslında ben kendimi korudum. az önce telefonda da söyledim, ay dönümümüz kutlu olsun. dilerim kaderimizizdir.

eskiden çok fazla alkol alır, bir noktadan sonra da ertesi gün hatırlayamayacağım şeyler yazardım. bu yazıyı çok fazla alkol aldığım bir dönem, ay dönümümüzü kutlamak için yazmışım ama yazdığımı hatırlamadığım için gönderememişim. bilmiyorum kaçıncı ayımıza girmişiz ama şimdiki kadar mutluymuşum.

-sen bana niye aşık oldun ya? -bilmiyorum ki, kendime geldiğimde aşıktım

komşu kızı fantezisi

son günler benim için tuhaf ve sıkıntılı geçiyor. şimdi az çok biliyorsunuz benim manita güzel bir adam, kadınları etkileyecek çok fazla özelliği var. ben genelde hep dikkat çeken insanlarla oldum ama bu kez, o dışarıdaki kadınların bize fazla yaklaştıklarını hissediyorum. yani eski sevgilime de aşık kadın vardı, ama bir günden bir güne muhatap olmam gerekmedi. fark edeceğim açıya gelemediler bile hiç. isim dahi hatırlamıyorum, aramadılar sormadılar. ama bu doktor’a öyle değil. kadınlar kendini göstermek için yarışıyor, kimi benim üzerime çıkmaya çalışıyor. bunlara takacak yaşı çoktan geçtiğimi düşünüyorum ama serde kadınlık varmış ya. adamı biraz kıskandım sanırım.

erkek arkadaşım çok iyi bir üniversiteyi dereceyle bitirmiş ve bir komşusu ondan okulda anlamadığı bir konu hakkında yardım istedi. biyoloji’deki moleküllerin birleşmesi miydi, kana karışması mıydı, böyle insanı bel altı düşündürmeye yönelik bir adı vardı.

sevgilimle telefonda konusurken kız kapıyı çaldı, ben dinlemedeyim hala. sevgilim açtı. konuştular. kızı çok duyamadım ama sevgilim “peki akşam gelirim”, dedi ve kabuslar başladı bende.

kız lisedeymiş (18 yaşında bir genç kız). zaten bu cümle bile başlı başına fantezi. hatun ekoseli eteğini, beyaz gömleğini giymiş sevgilimin gözlerine haince bakıyor. benim masum sevgilim hala ders anlatmaya çalışıyor moleküllerden bahsediyor, o sırada şeytan kız eteğini biraz daha yukarı kaldırıyor.
sevgilim, “hayır benim sevgilim var, o dünyanın en iyi insanı, onu seviyorum bunu yapamam, o benim meleğim, tek aşkım, onun için canımı veririm vs” diyor. o sırada kızın eli masanın altından… 

of neyse.

öyle kötü ki olasılıklar, düşündükçe kalbim sıkışıyor abi. hani liseli olmasını geçtim, bu kız genç ya. sevgilime abi falan diyor, düşünsene sevgilimi de etkileyebilir bu, “teen” fantezisi yapılabilir. geçenlerde sevgilim bana sormuştu zaten, “ileride evlenirsek ben böyle 20’lik çıtırla falan olsam nolur” diye. çok vahşi şeyler söylemiştim ama henüz evlenmedik ya. sanırım çıtır gelmez bu kız, ben de çıtır sayılırım hem.

bir de bak bu da var, bu kız komşu kızı ya. fantezinin hası. işin kötüsü de bizim manitayla da üniforma fantezisi yapılabiliyor. hani bir girseler, ilişkide farkında olmadan her türlü fanteziyi yapmış olurlar anasını satayım.

neyse manitayı göndereceğiz bugün genç komşu liseli kızının evine. ona bir şey çaktırmadan özgüveni yüksek kadın rolleri yapıyorum. gitsin anlatsın dersini gelsin. ah bir de öğretmen fantezisi var değil mi? şu günü atlatalım daha bir şey demiyorum. kıskanma Lili, adam senin. kıskanma, o sana aşık.

üç gün sonra:
erkek arkadaşım o gün kıza gitmedi. Beşiktaş’ın maç varmış, “maçı kaçıramam” deyip gitmedi. çarşamba geleyim demiş. buna sevindim çünkü bu, gerçekten kızı başka açıdan önemsemediğini ve seks düşünmediğini gösterir. seks düşünse hızlandırmaya çalışırdı.

neyse çarşamba akşamı gitti.
bunlar çalışmaya başladılar. ben içimden birkaç dakika saydım ve sapığa bağladım, defalarca aradım. ilkinde meşgule verdi, o an delirdiğimi hissettim. kan beynime sıçradı, gözümde canlandı tüm fanteziler. nefes nefese de olsa o telefonu açacak, diye düşünmeye başladım, arıyorum bir daha arıyorum. beşinci aramamda açtı, canım komşudayım, ders çalışıyoruz. dedi. peki aşkım seni seviyorum, dedim. tamam ararım seni çıkınca, dedi. seni çok seviyorum diyorum güzelim, dedim. sanki ilk kez duymuş gibi noluyor yahu? dedi. “ben de” desin diye uğraşıyorum ama demiyor. öpüyorum o zaman, dedim. tamam güzelim bye bye, dedi. “ben de” demedi. tam kapatacakken ben seni özledim, dedim. ben de aşkım, dedi. yani telefonu kapatma cümlesi olarak ben seni özledim, demiş oldum ama. en azından “bir sevgilim var” logosu basmış olduk adama.

sonra zaten yarım saat sonra falan, annesi de gelmiş komşuya. biraz oturmuslar ve eve döndü. döndüğünde de hafif alkol alıp durduk yerde anlatmaya başladı: dersten sonra kız arkadaşı olup olmadığını sormuşlar, benden gururla söz etmiş. çok seviyormuş beni, en iyisi benmişim. tabi aklımdan geçen bunca sapıklığı bilse sanırım dakikasında terk ederdi de, kötü şeyler düşünüp iyi insan gibi gözükmeyi başarıyorum galiba.

gidişin güzeli

gidecekmişiz buralardan. belki bir daha beni hiç görmezsiniz, belki de dönerim. belki uzun bir süre gidemeyiz, belki hiç gitmeyiz ama hayali güzel.

nereye gideceğimizi bilmiyorum, tam söylemedi ama deniz varmış. koyu mavi ve ürperticiymiş, güzel olan her şeyin olduğu gibi. geceleri dalgalar o kadar büyürmüş ki odanın camına vururmuş ama korkmayacakmışım, o yanımda olurmuş. serin olurmuş, üstüne bir şey almadan aşağıdaki restoranda yemek yiyemezmişsin mesela. içeride de yemeyi o istemezmiş. birkaç kadeh şarap daha içtikten sonra ayılırmışsın, üşüdüğünü fark edermişsin, sararmışsın üzerindeki şalla onu, şarabını tazelermişsin, gözlerini görürmüşsün, şarap şişesini tutan ellerine bakarmış, görmezden gelirmişsin, erkeklere izleyebileceği alanlar bırakılacağını bilirmişsin. sen aslında çok şeyi bilirmişsin de hiç uygulayamazmışsın. kimi zaman uygulamana da gerek olmazmış; bilirmişsin, kendini tanıyamazmışsın. onlar da kendini tanıyamazmış; bazen şarap içerken, bazen yatakta. bir de sinirlenirmiş bazıları, kontrol edilemezmiş. ilk de onlardan vazgeçilirmiş mesela. bir şeylere sığınan insanlar hep korkuturmuş. korkutan insandan kaçılırmış. ve yoran olaylardan, gerginlikten, gözyaşlarından, baskıdan; mutlu olunan yerde bile yoksa huzur, kaçarmışsın.

karşımda bir şeyler atıştırıyor, bir yandan solundaki evrak çantasının üzerinde duran ajandasını inceliyor, bir taraftan da beni dinliyor gibi gözüküyordu. dinliyor mu? diye anlamak için “havalar da serinledi” ses tonuyla, sıradan bir cümle gibi söyledim:

-gidelim buralardan, kaçalım diyorum.

kafasını kaldırdı, masada duran kalemiyle oynamaya başladı. eline mürekkep bulaştı ama o fark etmedi. o an bana o kadar dikkatli bakıyordu ki o, neredeyse utanacaktım.

-nereye gidelim?

-uzak olur, yakın olur. fark etmez ki. gidelim işte. gideceğimiz yeri sen söyle, ben gelirim.

bazı soruların cevabını soru sormadan da bilirsiniz ya da ben biliyordum, “gidemeyiz” diyecekti. o kadar hazırdım ki “gidemeyiz” cümlesine, oyuncağı alınmış çocuk gibi baktım.

-tamam

“tamam” son diyeceği şeydi. sorgulardı, olmaz derdi. işlerin yoğunluğundan söz ederdi. şımarıklıkla suçlardı. “tamam” dedi; ben şaşırdım, o hiçbir şey olmamış gibi davrandı. ajandasına döndü, sayfalarında dolaşmaya devam etti; bir sayfada durdu, tarih uzak değildi. bir şeyler karaladı ve anlatmaya başladı; denizi varmış gideceğimiz yerin, koyu mavi ve ürperticiymiş.

zaman

zaman bazen en geçsin istediğin anlarda durur, durdu sandığında bakarsın ömürden yiyor. bir dakikanın bile geçmediği anlar vardır ya, o bir dakika başkası için hayat olur; adaletsizdir, bilinir. zaman o kadar kıymetlidir ki bazı anlarda, sen “geçsin şu acı, unutalım, bir an önce geçsin zaman” diye düşündükçe, düşündüğün süre kadar başkasından eksilir. şu yazıyı yazarken olan gibi. birilerinin zamanı eksiliyor, kime ne olur bilinmez elbette ama koşullarımız şu anki gibiyse eğer; güç, şans, zaman… başka ne işe yarıyorsa hepsi sizinle olsun.

ilişkinize renk katın

ben: bu defa para alacağım senden.

o: tamam sabah bırakırım kartı masanın üstüne, istediğin kadar çekersin.

*ilişkiye o an rengi o mu kattı, ben mi belli değil. tepkinin güzelliğine bak, benim oyunumu sıradanlaştıracak kadar seksi.

bazen öyle olur

ilk kez arabasına bindiğimde saçlarım fönlüydü. boynumda onun bana aldığı, aylardır çıkarmadığım taşlı bir kolye; üzerimde siyah bir şort, siyah askılı bir bluz vardı. üzerimdekinin arkası bağcıklıydı. ayağımda ise siyah, topuklu ayakkabı.

ilk kez arabasına bindiğimde aslında ilk kez arabasına binmek değildi planım. öncesinde buluşacağımız yeri bulur ve araçtan inip beni öper diye düşünmüştüm. olmadı, olamadı.

öyle bir kayboldum ki bilmediğim şehirde, yaklaşık dört ay aynı çevrede dolaştım, dönüp durup aynı yere geldim. gitmeye çalıştım, bir baktım yine aynı adam. her yolun sonunda beni buluyordu ya da hiç ilerlemiyordum. ben yürüyordum topukluyla, o arabayla geliyordu, beni alacaktı gidecektik buralardan.

kayboldum. yolda kayboldum, onda kayboldum. iki saat sonunda kayboldum. aradı beni ve bir yerde bekle artık dedi, “yalnızken kayboluyorsun”. bekledim. beklerken durup düşündüm, ben zaten hep onu bekleyip durmuşum. bir okulun arkasıydı durduğum yer, caddedeki kaldırıma oturdum. kediler hep benim yanıma gelir, bu kucağıma geldi. çok sevdim, onu çok sevdiğimi anlattım. o da bir şeyler mırıldandı. onun da sevdiğini fark ettim. o kucağımdayken sigara yaktım, patisiyle yüzüme vurdu, kızdığını anladım, sigarayı söndürdüm. özür diledim, özürümü kabul etti ama gitti. bazen öyle olur. özür dilesen de gider dilemesen de. gitmek istemesi bile gitmesine izin vermen için yeterlidir. dönüp bakmadı geri, rastlamadım. ben o gittikten sonra da konuşmaya devam ettim. anlatmadım bu kez, sadece konuştum. nasıl kayboldum bu kadar, diye kendime sordum. onlarca kez yanından geçtiğim binalara baktım. aynaya baktım, kedi yüzümde iz bırakmış mı diye. aynayı çantama attım, çantada paket elime değdi, bir sigara daha yaktım. döndüm son kez ona baktım.

gidişini seyrettim ama kal da demedim. gitmeyi istemesi bile gitmesi için yeterli diye düşündüm.

telefonda tam yerimi tarif ettim, o da etti. ben onun olduğu yerden defalarca geçmiştim, hatırladım. bekle geleyim, dedim. sigaramı söndürdüm. yürürken sigara içemem, kadınlarda hoş durmuyor sanki, erkekleri hatırlamadım. sigara içmeyerek yürüdüm. arabasını gördüm, geri geri geldi. kocaman bir caddenin ortasında ilk kez arabasına bindim. ilk kez öptü beni. yolda arabalar vardı, normal. ilerlemedik ama, o an durduk. bazı anları insanlar durup kaydeder, ben kaydettim, sonra bu anları yazarım diye düşündüm. o gözlerini kapattı. erkeklerin yüzde 33’ü öpüşürken gözlerini kapatırmış, kadınların ise 97’si. o aslında gözlerini kapatmayan güruhtandı, öpüşürken güzelliğini seyrediyorum, derdi. ben mana veremezdim çünkü yüzde 97’deydim. gözleri kapatmayı öğretmeye çalıştım, öğrendi. elinden geldiğince yaptı ama o an açtı, yola baktı. etrafımızdan arabalar geçiyordu, sağ elini belimden çekti, vitese attı. sonrasında iki yabancıydık. o genel şeylerden söz ediyor, “bu kuleler çok eski bak, fatih döneminde yapılmış, şimdi restore ediliyor. turuncuya boyalı uçlarını görüyor musun? bak oralar yeni yapılan yerler. bir kısmı hala yapılmadı. bu ülkede böyle işte, böyle önemli şeylere en son vakit ayırıyorlar. bak bak gördün mü turuncu noktalar burada bitti işte.” tarzı şeyler söylüyordu.

kadınlar aşk sözcükleri, ilgi ister; erkekler yüzeysel, bilgi verir. o da bir sürü bilgi verdi yolculuk boyunca. bir daha kaybolmayayım diye. ben de olmadım. o anlatırken her şeyi hafızama kazıdım. bir şarkı çaldı mesela, hala aklımda. bazı şarkılar insanda sigara içme isteği uyandırıyor, ben de sigaraya uzandım. sigarama bir şey demedi bu kez. bazen der bazen demezdi. bazen bazı şeyler öyle olur, bu da onlardandı. yol biterken verdiği bilgiler öznelleşti, burası doğduğum yer, dedi. onun doğduğu yerde, onun yanında olmak aşık olan kişi için bir lütuf olmalıydı. oldu. o yola bakarken gözlerim doldu ama ağlamadım, onunla ilgili ne olsa gururlandım sanki, hep gözlerim yaşarırdı. ben de gözlerimi kapattım. hızlı gidiyorduk, diğer ilişkilere göre çok hızlı. o önüne bakıyordu, fark etmedi. gözlerim kapalıyken düşünmeye çalıştım. çok yaşadığımızı fark ettim. her koşulda birbirinin yanında duran, her şeyi birbirine anlatan, karşısındakinin aşkından şüphe edemeyecek kadar gözleri görmeyen bir çift, her koşulda birbiri için yaşayan.

gözlerim hala kapalıydı, zaten gözlerim görmüyordu, geriye gittim. geri geri gelip caddenin kenarında durdu, ilk kez öpüştük. bir şarkı çaldı arabada. şu an çalan şarkı da o ve ben onun bana aldığı kolyeyi bugün boynumdan çıkardım.

ağlamadım. sadece kolye üzüldü, gözlerim doldu, ellerim çaktırmadı, dudaklarım titredi, hayalim yıkıldı, vücudum soğuktu, demek ki fazla ileri gitmiş. kelimelerim bitti.

tuhaf

böyle tam bir kadın oldum zamanla, eksik olan her şey tamamlandı sanki. duygusallaşmalar, gözleri dolmalar, ağlamalar..

sevişiyorsun; adam kalkıyor buzdolabına gidiyor, geri geliyor aynaya bakıyor saçlarını düzeltiyor, saçlarının dökülmediğini falan anlatıyor; kumandaya uzanıp maç açıyor.

sen yatakta “iyi ki benim sevgilim olmuşsun, karşıma çıkmışsın” falan diyorsun.

duygulanıp*ki o anlarda duygusal olarak da ihtiyaç duyar erkeğe kadınlar* öpmek için sokulsan, adam gene sekse çekiyor muhabbeti.

böyle acayip bi senkronizasyon hatası var kadınla erkek arasında.

gene ayip yazmaya basladin

sen en zor zamanımda yazdın bana, ağlıyordum o an biliyor musun, adam aldatmıştı beni ya. iki senem.. iyi ki de yazdın. hayatımı değiştirdin, yaşadığımı hissettirdin. sen olmasan enkazdım..üç günde toparladın beni.. iyi ki karşıma çıktın, dedim..

-inan hiç bu aşamaya geleceğimizi tahmin etmemiştim, sadece çok acı çekiyordun, dokunmak istedim, yardım etmek istedim; dedi

o sırada yataktaydık, çıplaktı. sol yanında ben oturuyordum, sağ eli gayriihtiyari belimdeydi. ben de çıplaktım ama sigara içiyordum.

sigarayı içerken gözlerim gözlerine denk geldi, vücuduma bakıyordu, utandım mı; az. çıplak şekilde yatakta bağdaş kurabiliyorsam utanmıyor olmalıydım. ama başkalarından utanırdım. ne bileyim kız arkadaşın yanında bile tshirtumu cıkaramam. bikinide bile sudan çıkınca havluya sarınırım. onunla niye utanmadım çünkü biz biz gibiydik. fiziğime aşık olmamıştı ama vücudumu izleyebilirdi..

-inan hiç bu aşamaya geleceğimizi tahmin etmemiştim, sadece çok acı çekiyordun, dokunmak istedim, yardım etmek istedim; dedi. 

dokunuyordu da..

bazen koşulsuz olmak gerek. sadece insan olduğu için bile sevilebiliyor bir insan. beni tavlama amacıyla yanaşıp da tavlayan biri olduysa alnından öperim, zira biraz zekiyim ve karşımdakinin amacını görebilecek kadar insan tanıyorum.

büyüyorum. büyüdükçe tehlikeli bir hal alıyorum. yine de soner sarıkabadayı gibi seveni değil, ilhan irem gibi oyunu değil sadece iyiyi arıyorum..

viski ve rakı kokan erkek seksapeli diye bir şey var.